| Mustafa's profileAz Kavrulmus Filozof ...PhotosBlogLists | Help |
|
|
||||||
Az Kavrulmus Filozof Ben ve KalbimRuhumun derin sularinda yolculuga cikarken kendimi almayi unutmusum. Kendimden uzaklastikca kendimi bulmusum ve anlamisim hayatin sirrini... Her ne varsa vazgecip, sevdiklerime vermisim herseyimi. O zaman Ben olmusum, kendimi bulmusum sevdiklerim olmusum.
|
April 08 Memleketim... BayrağımDALGALAN SENDE ŞAFAKLAR GİBİ EY NAZLI HİLAL...
OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIZIN HEPSİ HELAL
March 30 Yazılar...Ben, sadece ben ve kendim... İşte buradayım tam karşında... varlığımla herşeyimle karşındayım, tam karşında. kendinden sıyrılıp gelebilirmisin bana, yoksa beni kendinden sıyırıp gidebilirmisin. gelmek veya gitmek, hangisi daha kolay ? hangisi daha zor ? peki seçimin ne ? sen mi ? ben mi ? gelmek mi ? gitmek mi ? hangisi zor ? cevabı zaman verecek, kaybedilen ve ne kadar istesekte geri dönmeyecek olan zaman. hayatta buğday ekipte mısır hasat eden olmadı, koyunlar oğlak doğurmadı hiç... kötülük yapanlar ise gülmedi, kara bir gölge gibi yaşadılar hep, yüzleri gülemedi... seninde gülmeyecek yüzün, bak tam karşında ki benim. hep karşında kalacağım, seçimin neydi ? sorgulayacaksın kafanda. pişmanlık mı zor ? gitmek mi daha zordu ? sahte sahte gülmek mi daha zor yoksa... gülmeyecek yüzün, kendini gülmeye zorlasanda, gülememek daha mı zor gelecek yoksa ? ve... buğday eken buğday hasadı yapacak, koyunlar kuzu doğuracak. kötülerse hiç gülmeyecek. kara bir gölge olarak kalacak sonsuza dek. farkedilmemek daha mı zor ? göreceğiz... zaman gösterecek.
March 12 dont think you get me back… İşte buuuuuu
it doesn’t live it doesn’t live and i know and i know and i know and i know dont think you get me back… it doesn’t live it doesn’t live and i know and i know and i know and i know dont think you get me back…
Yaşamıyorum February 23 Mutsuzsun, Benim Gibi...Askin içine bir kez girdi mi kusku teslim alir bedenleri de. Sütten çikmis ak kasik degildim ama yalani sokmadim iki kisilik dünyamiza. O dünya ki bazen minicik bir odada bazen kentin ortasinda sekillendi. Nasil da güzeldi... Zaten varsin diye her sey güzeldi ama sen buna inanmadin. Ah bu sorular. Yasamak varken sevdayi delice, niye bogariz sorunlarla? Nasil ikna edebilirdim seni? Ben ask dedikçe sen dur dedin. Ben seninleyim dedikçe sen hayir dedin. Zaten az konusan sen olumsuz ne kadar sözcük varsa bulup çikardin ortaya. Ben bir sey diyemedim. Ne kadar zarar vermisim sana meger... Nasil degistirmisim seni. Oysa hiç böyle düsünmemistim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi oldugundan farkli bir hale getirmek istemem. Ama öyle oldu iste. Demek ki gitmelerin zamani simdi. Çocukluguna siginir atlatirsin bu aciyi. Ne sevismelerimiz kalir aklinda ne sevda sözlerimiz. Rahat degilim diyordun ya rahat ol artik. Gülüslerini saklaman için bir neden kalmadi. Tedirginliginin sebebi de kalkti ortadan... Gidisim yürekten degil, zorunluluktan. Sanma ki bu toy sevdayi baska kimliklere tasirim. Sanma ki benden sakladigin gülüsleri yalanci yüzlerde ararim. Seni de götürürüm yüregimde. Yoklugunu tasirim. Bulup bulup kaybettim seni. Ne yazik ki toz-duman edemedim kuskularini, ne yazik ki kalamadin bana. Öpücügümün kokusu kalacak kapinin esiginde. Kokladikça bizi bir yanlisa mahkum ettigini anlayacaksin. February 11 VedaÇok ileri bir tarihte Çok yaşlı olarak Sessizce ayrılmalıyım Kimseye pek gözükmeden Ve kimseyi rahatsız etmeden. Masamın üzerinde Dünden kalan işler Tamamlanmamış yazılar Okunmayı bekleyen kitaplar Ve anılar ve umutlar. Filleri kuyruğundan çekerek Tepeleri aşırtmaktı görevim Günler bitti filler tükenmedi Ben elimden geleni yaptım Gerisini siz tamamlayın. Boşa geçmedi hayatım Daha fazlası olabilirdi ama `Buna da şükür` demeliyim İşte sevgili dostlar Ben böyle veda etmeliyim. İsmail Cem February 05 GEL AŞKYokluğunun soğukluğunda hiçbir güneş ısıtamaz beni, varlığının sıcaklığı kadar… Varlığının sıcaklığında hiçbir soğuk üşütemez beni yokluğunun soğukluğu kadar. Sensizlik yüreğimde kanayan bir yara… Hiçbir merhem iyileştiremez varlığından başka… Gel ey Aşk… Dindir acılarımı, ısıt üşüyen yanlarımı… Ve sür merhemini yüreğime… Gel ey Aşk… Gel ki kışım olsun bahar… Gönlüm olsun bahar… Gel ey Aşk… Dindir acılarımı, yüreğimde kopan fırtınaların azabından kurtar, yak beni varlığında. Kaybolayım gözlerinin hasret kaldığım coşkulu bakışlarında… O bakışlar ki sevda yüklü nehir gibiydiler, sevdanı alıp akarsular gibi yüreğime taşıdılar Özledim bakışlarındaki sevdayı, yüreğindeki sevdayı. Ben seni özledim, sevdamı özledim. Gel ey aşk.. Gel artık… …………. Sonra ellerimden tut benim.. Sevdan ile eridiğim zaman aşkınla tekrar yoğur yaralı kalbimi. Ellerinle işle yüreğindeki sevdayı yüreğime… Hasret kalan yüreğim kana kana doysun sana ve sevdana ey aşk.. Ellerin gözlerin ve Sen Aşk… Gel… Senin için atmaktan başka suçu olmayan yüreğime can ver… Gel, kaldır ayağa… Gel. Bitmeyen Kış 2007 February 02 Bakıma Muhtaç Biri Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okur:
Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar. Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık minik kızıdır. Dr. Ruskin, Amerikan Tıp Birliği Dergisindeki makalesinde, (günümüzde çok yaşandığı gibi) gülünç bir yanlış anlamanın insana nasıl tamamen farklı bir perspektif kazandıracağını anlatmaktadır.
Kişi Değeri İle YücelirBir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptakilerden biri, Kızılderilidir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcırböceği sesinin geldiğini söyleyerek böceği aramaya başlar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından biri inanmasa da onunla cırcır böceğini aramasına katılır. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Arkadaşı, Kızılderiliye, 'Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun' diye sorar. Kızılderili, bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini önerir. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek, 'Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin' der. |
|||||
|
|